DÜNYA NİMETLERİ ARASINDAN BİR NİMET KARABAŞ OTU SAĞLIK İHMALA GELMEZ...

17/3/2008

                                                    KARABAŞ OTU

 

 

Latince ismi : Lavandula stoechas

(Lavandula   stoechas / French lavander / Lavande) Ballibabagiller familyasından, bir veya çok yıllık otsu bir bitkidir. Ezildiği zaman çok kuvvetli ve hoş olmayan bir koku çıkartır. Çiçekleri mavi veya menekşe rengindedir. Bir türünden, "Karabaş yağı" denilen bir yağ çıkartılır. Yurdumuzda alçak maki gruplarıyla birlikte yetişir.

 

Kullanıldığı yerler: Ağrıları dindirir. Kalbe kuvvet verir. Balgam söker. Uyuşukluk giderir, zindelik verir. (*1)Sara ve beyin hastalıklarında kullanılır. Damar sertliğinde faydalıdır. (*2) Lavandula stoechas (yalancı Lavanta çiçeği) Marmara ve Ege bölgesinde yaygın yapraklarından uçucu yağ elde edilir,süs bitkisi olarak da yetiştirilir...

 

"Fransız lavantası diye de bilinen, karabaş otu, başta Batı bölgelerimizde olmakla birlikte İstanbul'da da yetişmekte. Egelilerin soğuk algınlıklarında sıkça başvurduğu bu güzel bitki de lavanta ailesinden, ancak İngiliz Lavantası gibi büyük çalı formunda değil. Kökten çıkan birkaç dalın üzerinde biberiye benzeri sivri yapraklar oluşuyor. Daha sonra bu dallar uzayıp, lavantadan daha büyük mor bir çiçeğe dönüşüyor. karabaş otunun çiçekleri, kara duta benzer. Üzerinde sonradan çıkan eflatun minik çiçekleri ise üzerine konmuş kelebekleri andırıyor. İngiliz lavantası diye bilinen lavanta, mis kokulu mor çiçekleri olan, uçuk mavimsi yeşil, sivri yapraklı, çalı formunda bir bitkidir. 90 santimetreye kadar uzayabilir, sıcak iklimleri ve kuru toprağı sever. Bir kere ektiniz mi, yerini de sevdiyse genişleyip kocaman bir çalı haline gelir. Odunsu dalların üzerinde oluşan çiçekler yeşilden mora döner, sonra hafiften kurur. İşte bu dönemde artık toplama zamanı gelmiştir. İngiliz lavantası Türkiye'de Ege ve Akdeniz'in dışında İç Anadolu'nun belli bölgelerinde de yetişir, ancak çoğunlukla ekilmesi ya da fideden yetiştirilmesi gerekir. Karabaş otu ise çoğunlukla yol kenarlarında, tepelerde bulunur. Kendiliğinden yetiştiği gibi, doğadan aldığınız bir kök, bahçenizde de yaşamını sürdürebilir. Her iki türde kuru topraklı ve güneşli yerleri sever. Her iki lavantanın da çiçekleri yaz aylarında, çiçekler açtığında toplanır ve gölgede kurutulur.


TEDAVİ EDİCİ BİR BİTKİ


İngiliz lavantasının çiçeklerinden yapılan çay, sakinleştirici ve baş ağrılarını giderici olarak kullanılır. Lavanta yağı yanıklara, baş ağrılarına, kas ağrılarına ve uykusuzluğa iyi gelir. Karabaş otu Ege Bölgesi'nde özellikle öksürüğe karşı kullanılmaktadır. Bodrum ve civarında kekik suyu gibi karabaş otunun da suyu yapılıp satılır. İngiliz lavantası mutfakta daha çok tatlılarda kullanılır. Şekere aromasını vermesi için şeker kavanozuna bir miktar koyabilirsiniz. Sirkelere ve zeytinyağına da koku verir, marmelat ve reçellere eklenebilir. Karabaş otundan Karaburunlu kadınlar reçel yaparlar. Lavantanın Latince adı "lavare"den, yani yıkanmaktan geliyor. Romalıların banyo sularına lavanta çiçekleri serptikleri söylenir. Aromaterapinin kurucularından Rene Gattefosse, elini ciddi bir şekilde yaktığında lavanta yağı kullanmış ve lavantanın tedavi edici özelliklerini bu şekilde keşfetmiştir. O zamandan sonra yapılan araştırmalar lavantanın antiseptik ve anti bakteriyel özelliklerini ortaya koymuştur." Kitapta aynı zamanda lavanta'nın tam kimlik dökümü verilmiş.


Diğer isimleri:
Türkçe:
Yaban lavantası, karabaş otu (Muğla), ana baba kokusu,
İngilizce: Lavender
Almanca: Lavendel, Schopflavendel
Fransızca: Lavande

 

KARABAŞ OTU SUYU

Karabaş otu bileşikgiller familyasından olup yalancı lavanta, gargan, keşiş otu diye de anılmaktadır. Karabaş otunun su buharı distilasyonu ile damıtılmasından karabaş otu suyu elde edilmektedir. Başlıca; ağrı kesici, kalp kuvvetlendirici, damar sertliği giderici, balgam sökücü, sara ve beyin hastalıklarında, uyuşukluk hallerinde, idrar yolu iltihabında kurutucu antiseptik, egzama yaralarını geçirici, sinir sistemi rahatlatıcı, kolerayı iyileştirici olarak kullanılmaktadır. Osmanlı imparatorluğu döneminde çok önemli bir drog’du. Keşiş dağında bulunan karabaş otunun kolera hastalığında kullanılması ve eczanelerde satılması ile ilgili 1848 tarihli bir padişah emri vardır. Karabaş otunun bileşiminde kafur, fenkon, borneol, terpinol, sineol bulunmaktadır.

 

 

    BU BİTKİDEN EDİNMEK İSTEYEN ARKADAŞLAR 05453104070 NOLU NUMARADAN İRTİBATA GEÇEREK KARGO İLE ULAŞTIRILMAKTADIR UNUTMAYALIM Kİ SAĞLIK ÖNCELİKTİR...

   

BU BİLGİLER İNT. ORTAMINDAN ALINTIDIR...

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

dj'lik

12/6/2007

                                                            DJ’LİK

 

Slm arkadaşlar bu konum benim müzik tutkumdan ortaya çıkmaktadır ne zamandan beri sitemi yalnız bıraktım ama artık geldim…

 

    Evet arkadaşlar dj kelimesi bana göre anlamı mp3 şarkıları tekrar bas sesini ve yeni sesler ekleyerek yeni şarkılar yapan kişi aklıma gelir. Şöyle ki şu güne kadar bir çok beni etkileyen dj oldu bunlardan bazıları şunlar;

      

        Dj karizma

        Dj Ferit

        Dj televole

        Dj Osman

        Dj akman

 

Vs. gibi dj ler bu güne kadar benim istediğim bass sesi ve ani bilinmedik girişleriyle güzel remix yapıyolar. Remix derken remix kelimesinin anlamı da bu düzenlemelerin yapıldığı müziklerin diğer ismi…

 

   Şöyle ki benim bu müziklerden ne aradığımı düşüneniz olabilir aranızda şu bulunduğumuz 21 y.y. da teknolojik gelişmeler sayesinde müziklerin enstroman ların sesleri daha net çıkmaktadır bu yüzden dir ki remixli parçalarda bulunan bas sesleri insan daha heyacan verici bir duygu yaratıyor,,,

 

Bu yüzden bu müziklere gönül verdik özellikle bu müzikler disko vb. müziklerin dinlendiği yerlerde insanalrı eğlendirmek amacıdır… 

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

imzam

17/2/2007 -Kategori: resimler

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

yaşadığım yerin tarihi bu işte!

30/1/2007

Nagidos (Bozyazı) (Mersin-Bozyazı)

         Nagidos, Orta Dağlık Kilikia’daki bir antik yerleşimdir. Anemurium’un 10 km. doğusunda, İçel İli’nin, antik ismi Nagidos olan Bozyazı ilçesinin, bugün Paşabeleni diye adlandırılan tepesinin üzerinde akropolü, eteklerinde de nekropolü bulunmaktadır.
Paşabeleni tepesi 68 m yükseklikte, yaklaşık 400 x 300 m. ebatlarındadır. Akropol’ün batısında, Toroslar’dan gelen nehir (Sini Çayı) denize kavuşmaktadır. Nagidos’un konumu bilinçli olarak seçilmiş ve akropolü, denizden ırmak içersine girecek olan gemilerin görülebileceği nokta üzerine kurulmuştur. Hemen Nagidos akropolünün 200 m karşısındaki ada (Nagidussa) da Nagidos’un konumunu güçlendirmektedir. Hekataios’a göre “Nagis Kubernetes” adında semitik kökenli birisi tarafından kurulmuş olduğu savunulan Nagidos’da yerleşim, İ.Ö. 2000’de Luvi halkının oluşturduğu Tarhundaşşa krallığının sınırları içinde bulunuyordu. Asur döneminde belirsizlik vardır: Asurlar’ın İ.Ö. 8.yüzyıl sonlarında Göksu nehrine kadar gelmiş oldukları bilinmekle beraber Nagidos ve civarındaki varlıkları kesinleştirilememektedir.
Nagidos’un İ.Ö. 7. yy.’da bir Samos kolonisi, belki emporio’su olduğu ve böylelikle ticarete açılmış bir liman kenti kimliği kazandığı bilinmektedir. Asur metinlerinde geçen İonialılar’ın ve Grekler’in, Kilikia’nın dağlık kısmında kendileri için üsler kurdukları ve Fenikeliler ile doğu ticaretini sürdürdükleri yönündeki bilgiler de ticaretin yoğunluğunu belgeler niteliktedir. Bölge hakkındaki kesin bilgiler İ.Ö. 6.yüyılda “Yeni Babil” metinlerinde geçen Pirindu ve kralı Appuaşu ile ortaya çıkmaktadır. İ.Ö. 557-556 yıllarında Pirindu kralı Appuaşu’ya karşı bir sefer düzenleyen Babil kralı Nergilissar’ın bu seferiyle ilgili metinlerde, kralın ordularının, “atalarının başkenti” olan bugünkü Meydancıkkale ile bağdaştırılan Kirşu’ya kadar geldiği bildirilmektedir. Pers döneminde (İ.Ö. 6-4.yüzyıl) Meydancıkkale’nin bir Pers garnizonu olduğu bilinmektedir. Bu dönemde Nagidos da Pharnabazus’a ait gümüş sikkeler bulunmuştur. Bu durum, Nagidos’un İ.Ö. 5.yüzyıl sonu ve 4.yüzyıllarda ekonomik açıdan güçlü olduğunun da bir göstergesidir.
Nagidos’un kalıntıları Bozyazı İlçesi’nde, kıyıya yakın bir tepe üzerindedir. Hakkında çok az bilgi bulunan kentten günümüze ulaşan yalnızca sur kalıntılarıdır. Bozyazı Çayı üzerindeki köprü Roma Çağına ait özellikler ortaya koymaktadır. Roma ve Bizans Döneminden kalma tarihi mekânların arasında su yolu kalıntısı ile bir hamamın temelleri de bulunmaktadır.
Antik kaynaklar Nagidos’un da Kelenderis gibi, Samoslular tarafından kolonileştirildiğini belirtmektedir.
Nagidos’un M.Ö. 5. ve 4. yüzyıllarda Pers egemenliği altında olduğu, bu dönemde basılan satraplık sikkelerinden anlaşılmaktadır. Kent, ilkin Hellenistik Çağda Mısır’daki Ptolemaiosların etkisi altına girmişse de daha sonra yoğun korsan saldırıları sonucunda tüm gücünü yitirmiştir. Bu gün müzede sergilenen eserler, kentin batısında rastlantı sonucu bulunan mezarlardan çıkarılmıştır. M.Ö. 4. ve 3. yüzyıldan kalma bu eserler pişmiş topraktan yapılmış lahit mezarların yanına ve içine konan oldukça zengin ölü armağanlarını içermektedir. 1985 ve 1986 yıllarında Anamur Müzesi tarafından yapılmış olan Nagidos Kurtarma Kazıları “Paşabeleni Tepesi Ataürk Parkı” olarak nitelendirilen tepenin batı yamacı ve ayrıca da doğu yamacında sürdürülmüştür. Buralardan çıkan buluntular mezarlara ait olup, tepenin yamaçlarının nekropol olduğunu göstermiştir. Nagidos antik kentinin akropolü ve eteklerindeki nekropolü, bugünkü adı ile Paşabeleni Tepesi’nin Koruma Amaçlı İmar Planı, kazı amacına uygun olması açısından tekrar ele alınarak geliştirilmiştir. Sur duvarı tepeyi çevreleyerek akropolü, nekropolden ayırmaktadır Mimari özellikleri, surun iki evreli olduğunu ve İ.Ö.5.yüzyıldaki ilk evresinden sonra, İ.Ö. 4.yüzyılın sonunda genişletilip, geliştirildiğini göstermektedir.İki yıl içerİsindeki çalışmalar kapsamında sekiz ayrı açmada çalışılmış ve böylelikle Paşabeleni Tepesinin yerleşim yoğunluğu ve dağılımı hakkında belli sonuçlara ulaşılmıştır. Sur duvarlarının içersinde gelişmiş olan yerleşim, dar mekanlı yapılara işaret etmektedir. Yapı özellikleri olsun, bulunan malzemenin günlük kullanıma ait kaplar ve bu türden diğer buluntulardan oluşması, tepenin akropol kısmının bir üs olarak kullanıldığına işaret etmektedir. Duvar kalınlığı 2 m. olan bir yapı da dikdörtgen plana sahip olup sur duvarları içersinde tahkimli bir “bey evi” ne işaret etmektedir. Tepenin güney yamaçları üzüm ve zeytin yetişirmek üzere tarımsal amaca yönelikken, doğu yamacı nekropol olarak kullanılmıştır.
Nagidos (Bozyazı) çevresinin yüzey araştırmaları sırasında hemen Paşabeleni Tepesinin doğusunda, aynı Paşabeleni gibi tahkimli bir yerleşim daha bulunmuştur. 4 km. batısında ise 1960’lı yıllara kadar liman olarak hizmet vermiş olan ve bugün Orman İşletmesine ait arazide de Paşabeleni’nin antik limanını görmek mümkündür.
Bugüne kadar elde edilmiş olan buluntular İ.Ö. 6.yüzyıl ile İ.Ö 2.yüzyıllar arasına aittir. Yerleşim İ.Ö. 2.yüzyıldan sonra terk edilmiştir
Nagidos’taki arkeolojik kazılar, Mersin Üniversitesi, Fen-Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı ve Mersin Üniversitesi Rektörlüğü Kilikia Arkeolojisini Araştırma Merkezi Müdürü Prof. Dr. Serra Durugönül başkanlığında, Bakanlar Kurul Karaı ile İçel İli, Bozyazı İlçesi, antik Nagidos kenti kazı çalışmaları üçüncü yılında da devam ettirilmiştir. Kazı, Araştırma Görevlileri Ümit Aydınoğlu ve Murat Durukan’ın çabaları ve Mersin Üniversitesi Arkeoloji Bölümü öğrencileri tarafından yapılmıştır.
Nagidos antik kentinin önemi, buradan Kilikia (antik Çukurova) bölgesinde ve Küçükasya’da hiç olmadığı oranda farklı tiplerde ve çok büyük bir zenginlikte Hellenistik dönem seramiğinin elde ediliyor olmasıdır. Bunun yanısıra buluntuların İ.Ö. 8.yüzyıldan – İ.Ö. 3.yüzyılın sonuna kadar kesintisiz devam ediyor olmas bu antik kentin önemini vurgulamaktadır.
Nagidos’taki bazı kalıntılar:

Sur Duvarları
Nagidos’un tarihine açıklık getiren bir diğer veri de sur duvarlarıdır. İ.Ö. 5. yüzyılda Paşabeleni tepesininin zirvesini çevreleyen sur duvarları son derece özenli ve başarılı bir mimari tarz izlerken, bu yıl iç sur ve dış sur arasında yapılan kazı çalışmalarında bu erken surun, izleyen iki yüzyıl içerisinde üç evre geçirerek, suru sağlamlaştırma veya teras oluşturma amaçlı tamir ve destekleme evreleri geçirdiği anlaşılmıştır. Yerleşim İ.Ö. 5. yüzyıldan, İ.Ö. 3.yüzyılın sonuna kadar iskan görmüş, sonra dış güçlerin ilgi odağı olmaktan çıkarak görkemini kaybetmeye başlamıştır.

Agora
Tepenin güney yamacında yapılan çalışmalarda 10 basamaklı bir geçiş alanı ve yanında mekanları bulunmuştur. Basamakların ve mekan duvarlarının bu alanda yoğunlaşması ayrıca buluntuların niteliği tepenin bu kısmını agora olarak nitelememizi mümkün kılmaktadır. Buluntular ağırlıklı olarak sikke (40 adet) ve (ticari ürün taşınmasında yaygın olan) amphoralardır.

Kerpiç Yapı
Yoğun olarak erken dönem seramiklerinin ve figürinlerinin ele geçtiği bu alanda bulunan kerpiç duvarlar bir depo’ya işaret etmektedir. Burada kazımızın en erken malzemesi olan İ.Ö. 8.yüzyıla ait pişmiş toprak figürinler ele geçmiştir. Bunlar adorant, savaşçı-binici veya kutsal alanlara bırakılan, boğa gibi, hayvan figürinleridirler. En yakın paralelleri Samos’ta bulunmuştur. Bu şaşırtıcı değildir çünkü Nagidos da İ.Ö. 8.yüzyılda bir Samos kolonisi olarak kurulmuştur. Bu tarihlemeyi destekleyici bir diğer buluntu grubu da yine aynı mekanda ele geçmiş olan siyah ve kırmızı boyalı konsantrik veya spriral daireler ile bezenmiş seramik parçalarıdır.

Künk Sistemi
Tepenin kuzey yamacında yapmış olduğumuz kazılarda harçlı bir tekne ve buradan su tahliye eden, son derece kaliteli bir künk tesisatına rastlanmıştır. Künklerin İ.Ö. 4.-3. yüzyıla tarihlenmesi mümkündür.

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı

GÜVENLİK

24/1/2007

Yorum (0) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
« Önceki - Sonraki »

HAYATTAKİ İSTEDİĞİN EN İYİ ŞEY NE?

insanlar bazı zamanlarda değişik olarak istekleri değişir onun için hiç değişmeyecek istekler varmıdır???

Son Yazılarım

Arkadaşlarım

Kategorilerim

Bağlantılarım

Designed by In Obscuro

created by dj Bulut!